plugin-ornek
Uncategorized
(54)- Hadis
Yezid İbnu Erkam (radıyallahu anh) anlatıyor:
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Size, uyduğunuz takdirde benden sonra
asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum. Bunlardan biri diğerinden daha büyüktür. Bu, Allah’ın Kitabı’dır.
Semâdan arza uzatılmış bir ip durumundadır. (Diğeri de) kendi neslim, Ehl-i Beytim’dir. Bu iki şey, cennette Kevser
havuzunun başında bana gelip (hakkınızda bilgi verinceye kadar) birbirlerinden ayrılmayacaklardır. Öyleyse bunlar hakkında,
ardımdan bana nasıl bir halef olacağınızı siz düşünün”
وَعنْ يَزِيدِ بنِ أرقمَ رضِىَ اللهُ عنهُ قال: قال رسولُ اللهِ ﷺ: [إنّى تاركٌ فِيكُمْ مَا إنْ تَمَسّكتُمْ بِهِ لَنْ تَضِلُّوا بَعْدِى: أحَدُهُمَا أعظَمُ مِِنَ الآخرِ، وَهُوَ كِتَابُ اللهِ تَعَالى حبلٌ ممدودٌ مِن السّماءِ إلى الأرضِ، وَعتْرَتِى أهلُ بَيْتِى لنْ يَفْتَرِقَا حتّى يردَا علَىّ الحوضَ فانْظُروا كيْفَ تَخْلِفُونِى فِيهمَا] أخرجه الترمذى .
Tirmizî, Menâkıb 77, (3790).
Açıklama
Tîbî, bu hadiste, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in Kur’ân-ı Kerîm’le Ehl-i Beyt’ini birbirinden ayrılmaz ikiz
kardeşler olarak takdim edip, ümmettten her ikisi hakkında da iyi muâmele taleb ettiği, “Onların hakkını kendi
nefislerinize tercih edin” demek istediğini belirtir. Tîbî şu noktaya da dikkat çeker. Hz. Peygamber
(aleyhissalâtu vesselâm) bu tavsiye ile, ümmetini, Cenab-ı Hakk’ın emri olan şükür vazifesini edâya çağırmış olmaktadır.
Çünkü şu âyet, mü’minlere olan in’am ve ihsanına mukâbil edâ edilmesi gereken şükran borcunu
Resul-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm)’in Al-i Beyti’ne muhabbet ve sevgi şartına bağlamaktadır:
“(Habibim) de ki: “Ben bu (tebliğime) karşı akrabalıkta sevgiden başka hiçbir mükâfaat istemiyorum” (Şûrâ, 23).
Âyette geçen ve akrabalık diye tercüme ettiğimiz el-Kurbâ kelimesinden çıkarılan mânalardan biri
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in yakınları, yâni Âl-i Beyt’idir. Yukarıda belirtilen hadis-i
şerif’in bu âyeti tefsir edici mahiyette olduğu, bu maksatla îrad buyrulduğu ulemâmızca belirtilmiştir
.
“Öyle ise, demiştir ulemâ, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ümmeti, nimete karşı nankörlük etmemeye çağırıyor.
Kim bu vasiyeti yerine getirir, mezkûr iyiliğe -Kur’ân ve Âl-i Beyt hakkında iyi davranmak suretiyle- şükran borcunu öderse,
Havz-ı Kevser’in başına gelinceye kadar kıyamet safhalarında birbirlerinden hiç ayrılmayacak olan bu ikizler,
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a o şahıs hakkında davranışlarıyla ilgili lehte şehâdette bulunacaklar.
O zaman Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onu bizzat mükâfatlandıracağı gibi, Cenab-ı Hakk da en uygun mükâfaatla
mükâfaatlandıracaktır. Kim de Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm)’in bu vasiyetini yerine getirmez, Kur’ân ve Al-i
Beyt’inin hukukuna saygılı olmamak sûretiyle mazhar olduğu iman ve İslâm nimetinin şükrünü ödemezse, hakkında, bu açıklananın
aksi bir hüküm verilecek, nankör muâmelesine mâruz kalacaktır.
Hadisin Müslim’de gelen bir vechi şöyledir:
“Ey insanlar, bilesiniz ki: Ben bir beşerim. Rabbim’in elçisinin (Azrail aleyhisselam) gelmesi ve davetine icabet etmem
zamanı yakındır. Ben size iki kıymetli şey bırakıyorum: Birincisi Kitabullah’tır, içerisi nur ve hidâyet doludur.
Allah’ın Kitabı’nı alın ve ona dört elle sarılın.” -Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Kur’ân-ı Kerîm’e birçok
teşviklerde bulunduktan sonra devamla dedi ki: “Ehl-i beytim hakkında size Allah’ı hatırlatıyorum. Ehl-i beytim hakkında
size Allah’ı hatırlatıyorum. Ehl-i beytim hakkında size Allah’ı hatırlatıyorum…”